“Gerçekten” Mola Vermek

Yapılacak çok şey, gidilecek çok yer, yetişmesi gereken çok iş var. Peki bunca sorumluluğun arasında “gerçekten” mola vermenin öneminin farkında mıyız?


“Gerçekten” Mola Vermek


Verimlilik denilince akla genellikle organizasyon, planlama, zaman yönetimi gibi direkt olarak üretkenliğe götüren faktörler geliyor. Ancak verimlilikteki, daha doğrusu kaliteli bir hayat tarzındaki en büyük oyunculardan biri hakkıyla verilen molalar. Son zamanlarda artan “kendine iyi bakma” trendlerinin birçoğunun kaçırdığı önemli bir nokta var: Kendine “iyi” bakmak, yapmak zorunda hissedilen bir şey olmamalı; dinlenirken sürekli “Bunun işime ne katkısı var ki?” diye düşünmemeli. Dinlenmeye alan ve zaman yaratmak, bir birey olarak hem fiziksel hem zihinsel anlamda dengeli bir hayat sürmek için yapılabilecek belki de en yararlı şey.

Dinlenmeye vakit ayırmak, özel hayatımızda olduğu kadar iş hayatımızda da yer etmeli. Çünkü bütün haftayı koştura koştura geçirdikten sonra, hafta sonuna geldiğimizde durup nefes almak dışında kendimize gerçekten “iyi” bakmaya enerjimiz kalmayabiliyor. Hafta içi biriken stres, hafta sonunu ardından pişman olunacak bir tembellikle geçirmeye sebep olabiliyor.


İş Hayatında Mola Vermek


Günümüzde freelance ve evden çalışma yavaş yavaş normalleşmeye başlamış olsa da birçok kişi hâlen 9-5 arası çalışma saatlerine bağlı kalmak durumunda. Bazı kişiler için bu çalışma düzeni kolaylıkla yönetilebilir olsa da bazıları için bu düzen son derece yorucu ve verimsiz olabilir. Her hâlükârda, iş günlerinde de dinlenip enerji toplayabilmek için yapabileceğimiz bazı şeyler var.



Mola Verirken İşi Düşünmeyin


Belki de iş günlerinde verilen molaların sağlıklı olmasını sağlamanın en önemli püf noktası, işi ve molayı tamamen ayırmak. Çalışmanızdan verim alamadığınızı, yorulduğunuzu, odaklanmakta zorlandığınızı fark ettiğiniz an bir molayı hak etmişsiniz demektir. Bu molada da geride bıraktığınız işi düşünüp, kendinizi “E dinleniyorum işte!” diye kandırmaya çalışmayın.

  • İş alanından uzaklaşın. Masanızdan, hatta mümkünse ofis ortamınızdan uzaklaşın. İşinizi fiziksel olarak geride bırakın.
  • Ekranlardan uzaklaşın. Telefon ve bilgisayar ekranına sürekli olarak bakmanın zararlarını kanıtlayan bir sürü çalışma zaten mevcut. Bu çalışmaların sonuçlarını ciddiye alın! Dinlenirken sosyal medyada gezinme, online alışveriş yapma, haber okuma tuzağına düşmeyin.
  • Bildirimleri kontrol etme dürtünüzü bastırın. Bu ihtiyaç duyduğunuz bir mola; bu sürede kendinizi bildirimlere bakmak zorunda hissetmeyin. İşinizin doğası el veriyorsa, masanızdan kalkarken telefonunuzu da geride bırakın.


Öğle Arasını Farklı Şekillerde Değerlendirin


Kimi zaman öğle arası, iş gününde iple çekilen bir “mola” oluyor. Ancak size verilen bu dinlenme süresini öğle yemeği yiyerek geçirmek zorunda değilsiniz. Eğer vücudunuz o anda yemeğe ihtiyaç duymuyorsa dışarı çıkıp bir yürüyüş yapmak, temiz hava almak ya da sevdiklerinizle sosyalleşmek sizin için bir öğle yemeğinden çok daha “besleyici” olabilir. New York Times’ın bildirdiği bir araştırmanın sonuçlarına göre, iş arasında yalnız 5 dakika yürümek bile çalışanların enerjisini geri kazanmasını ve motivasyon seviyelerini yükseltmelerini sağlıyor.


Duygusal İhtiyaçlarınızı Dile Getirin


Günümüzde hâlâ, ne yazık ki, çalışanların duygu durumlarına yeterince önem verilmiyor. Yorgunluğa, strese ve depresyona çalışanların ilk cevabı “Bunlar geçici, takılmamalıyım, işe devam etmeliyim.” oluyor. Hâlbuki, yeteri kadar önem verilmeyen bu gibi olumsuz ruh hâlleri zaman geçtikçe daha da ilerliyor ve tükenmişlik hâline varabiliyor. Kendimize “iyi” bakma olgusu psikolojik ihtiyaçlarımızı da kapsamalı. İşverenler de bu durumun önemini anlamalı: Çoğu zaman “biraz kötü hissetmek” şeklinde yanlış anlaşılabilen depresyon, işverenlerin verimli çalışanlarını da kaybetmesine sebep olabiliyor.

Dolayısıyla, eğer psikolojik olarak çok yorulduğunuzu ve zorlandığınızı hissediyorsanız, bunun hakkında konuşmaktan ve bunu bildirmekten çekinmeyin. İhtiyaç duyuyorsanız gerekirse izin alın ve akıl sağlınızı desteklemeyi ertelemeyin.


Özel Hayatta Mola Vermek


Çoğumuz boş zamanlarımızda “dinlendiğimizi” düşünsek de dinlenme yöntemlerimizde fark etmeden hata yapabiliyoruz. Son zamanlarda “kendine iyi bakma” yöntemlerinin popülerleşmesi, bazen “dinlenmeyi” de bir görev hâline getirebiliyor. Buna dikkat etmek çok önemli. Kendimize iyi bakarken yapacağımız şeyler “-meliyim/-malıyım” ekleriyle gelmemeli; bireysel olarak neye ihtiyacımız varsa, neler “gerçekten” bizi dinlendiriyorsa onları tercih etmeliyiz.



Vücudunuzun İhtiyacı Olan Şeylere Dikkat Edin


Dinlenmeyi bir görev hâline getirmek ile vücudumuzun ve zihnimizin aslında ihtiyacı olan şeyleri önemsememek arasında ince bir çizgi var. Bu çizgi üzerinde dengede durmak, bazı temel şeyleri akılda tutarak gayet mümkün.

  • Sağlıklı beslenin. Atıştırmalıklar ve sağlıksız yiyecekler ne yazık ki vücudumuza iyi gelmiyor. Kendi başına bir “iş” gibi gelen sağlıklı beslenme, aslında vücudumuzu besliyor ve bize sevdiğimiz şeylere yöneltebileceğimiz enerjiyi veriyor.
  • Meditasyon yapın. Meditasyon, son zamanlarda kazandığı popülerliği sonuna kadar hak eden bir dinlenme aracı. Araştırmalar, yalnızca bir saat meditasyon yapmanın bile anksiyeteyi ve stresi azalttığını kanıtlıyor.
  • “Hayır.” demekten çekinmeyin. Bu vakit, sizin boş vaktiniz. Diyelim, çok da hevesli olmadığınız bir buluşmaya veya etkinliğe davet edildiniz. Bunun kendinize ayırdığınız dinlenme vaktinizi böleceğini, size yarar sağlamayacağını düşünüyorsanız reddetmekten çekinmeyin. İşler, görevler ve dopdolu bir yapılacaklar listesini bitirmekle uğraştığınız bir haftanın sonunda, sadece kendi isteğinizle hareket etmekte özgürsünüz.
  • Size ilham veren içerikleri tüketin. Bunlar filmler, diziler, kitaplar olabilir. Anlamsız ve aslında değerli vaktinizden çalan şeylere dinlenme zamanınızda yer vermeyin. Tükettiğiniz her şeyin sizi “beslediğine” emin olun.


Başarılarınızın Tadını Çıkarın


Günlük, haftalık, aylık ya da kendi belirlediğiniz periyotlarla geriye bir adım atın ve başardıklarınızın tadını çıkarın; kendinizi tebrik edin. Yaptığımız hatalara takılıp kalmak çok kolay, istemeden de olsa bunu hep yapıyoruz. Bunu yapmamak kadar, başarılarımızı kutlamak da önemli. Kutlanmayı sadece iş hayatındaki büyük başarılar hak etmiyor. Özel hayatınızda kazandığınız büyüklü küçüklü tüm zaferleri kutlayın. Bunların tadını çıkarabiliyor olmak kadar başarmaya devam etmeye motive edici belki de başka bir şey yok.